Lise yıllarıma damgasını vurduğunu düşündüğüm şiir olur kendileri... Sonradan farkettim ki meğerse bütün ömrüm o dağ rüzgarını aramakla geçecekmiş... O yüzden daha da önemlidir artık kendileri.
Sevgili gelecekte gelecek sevgilim, sana bu mektubu yazıyorum çünkü geldiğinde anlatacak gücüm olmayabilir.
Yaşam yolculuğumun çok renkli geçtiğini söyleyebilirim. Renkli dediğimde aklına hemen kırmızı, sarı, mavi, yeşil gibi canlı renkler gelmesin. Onlar da oldu elbette ancak siyah, gri, beyaz ve lila en büyük yeri işgal ediyorlar.
Dışarıda bin bir çeşit hayat var. Benimki de, sıradan olmayanların arasında sayılabilir. Aslında hepimiz seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz, yani çoğu zaman! Seçtiklerim ve deneyimlerimden ortaya çıkan benle, halimden memnunum. Daha iyisini de yapabilirdim mutlaka, şimdiki aklım olsaydı ama bazı kadersel döngülere karşı çıkmak mümkün değil.
Hızlı koşan çabuk yorulur. Ben de, neden bilmiyorum ama kısa vakitlere çok şey sığdırmışım. Bilgisayardaki “zip” dosyaları gibiyim. Tıklayınca içimden yüzlerce klasör fırlıyor. Sonuç itibariyle yorgunum!
Geldiğinde bir enkaz bulmayacaksın ancak biraz tadilat istediğim kesin. Temelim sağlam fakat duvarlarımda çatlaklar var. Güzel bir boya badana paklar beni. Kalbimin kapısını çıkarken kapatmayanlar yüzünden, fırtına ve yağmurda içeriye su girdi. Ne kadar dirensem de, parkelerin kabarmasına engel olamadım. O yüzden zarafetimi yitirmiş olacağım. Biraz zımpara ve cilayla çözülemeyecek gibi değil, merak etme!
Gözlerimin kenarında inatçı çizgiler var. Onlar için yapılacak bir şey yok, duracaklar! Zaten dursunlar, şu tatlı-ekşi yaşamımın tek şahidi onlar. Ayrıca, çizgilerime baktıkça daha çok seviyorum geçmişimi, tecrübelerimi ve sevdiklerimi.
Pişmanlık odamı uzun zaman önce boşalttım. Orası hep boş kalacak çünkü bütün yaşadıklarım, şimdi beni ben yapanlar. Onlar olmadan bu kadar farkında olamazdım. Hayatımdaki her olaydan dersler çıkarırım ve hepsinin bana başka bir olguyu öğretmek, beni büyütmek için geldiğini bilirim. O yüzden pişman olacağım şeyleri yapmam, yaptıysam da boşuna vicdanımla savaşmam.
İnançlarım, beni ayakta tutan temelimdir. Büyük bir deprem görmezlerse, kolay kolay yıkılmazlar. Aşka olan inancım yüksektir örneğin ama ilişkiler için aynı şeyi söyleyemem. İnsanların kalleş olabileceği, sırtımdan vurabileceği ihtimalini cebimde tutarım.
İşin özü, bu mektubu sana şunun için yazıyorum; yorgunum! Üstümde yılların tozu, kiri var. Senden sihirli bir değnekle dokunup, beni baştan yaratmanı beklemiyorum. Zaten bunu istemem de, aynı yolları bir daha yürüyecek gücüm yok. Senden tek beklediğim, eline kovayla bezi alıp, şu tozu silecek kadar cesaretli olman. Üstelik buna değeceğini göreceksin çünkü üstü kirlenmiş olsa da, bu bina zümrüt ve altınla yapıldı. Güneşi gördüğünde parlayacaktır. Dilerim çabuk gelirsin, daha önemlisi umarım gelirsin…
Hayatta en çok ne rahatsız eder sizi? Beni en çok rahatsız eden şey, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bazı şeyleri asla değiştiremeyeceğim gerçeğidir... Seçimlerimizin oluşturduğunu iddia ettiğimiz hayatımızda aslında öyle az değişken var ki bizim dokunabildiğimiz, korkutuyor bazen bu beni. Kader diyen insanlara rağmen hep seçimlerimizi savunsam da, bazen gördüklerim, yaşadıklarım, sahip olduklarım ve olamadıklarım beni bu düşünceye itiyor sessizce... Kendimi yenik hissediyorum hayatımda. Oysa ben kazanmayı, egemen olmayı, hatta işin doğrusu gücü, kontrolü seven bir insanım. Sebep ne olursa olsun hiç bir yenilgi karşısında sessiz durmamak gibi de lanet bir huyum var işte bunların yanında beni zorlayan... Hatta bazen sırf benim değil başkalarının yenilgilerinde bile, genelde haksız bir yenilgiyse, isyan eden ben oluyorum...
İnsanların adaletsizliğinden önce yaşamın adaletsizliğini sorguluyorum. Bu adaletsizliklere susmak için uydurulan kılıflardan sıkılıyorum, "gün gelir devran döner", "eden bulur" gibi atasözlerinin arkasına sığınan insanların güçsüzlüğüne acıyorum. Hele ki "bu dünyada olmasa da diğer dünyada cezasını çeker"ciler... Elim ayağım kesiliyor bunları duydukça. Sen işin içine girip, çıkarını feda edip tek kelime etsen ölür müsün be adam! Sen bu dünyaya insanların getirebileceği adaleti sağlamak için gerçek bir çaba göstersen! Ondan sonra hak ediyorsan elbet sen de alırsın hakkını bu onurlu davranışının... Belki "diğer taraf"ta çok ederi yoktur ama insanların gözünde bir değer katarsın kendine. Bir insan hakkında "suya sabuna bulaşmaz, kafa, iyi adamdır" denmesi mi yoksa "haklının yanındadır, dürüst, iyi adamdır" denmesi mi daha hoş gelir kulağına? Ben 2.yi tercih ederim, sizin de onu tercih edeceğinize eminim, fakat tercihlerimiz için bile bu kadar umursamaz olmamızın sebebi ne?? Biz bunu gerçekten isteyerek mi tercih ediyoruz, yoksa bazı sosyal şartlar mı bize bunu seçmemizi söylüyor?
Anlamaya çalışıyorum tercihler yapıp, birşeyler isteyip buna rağmen hiç çaba göstermeyen insanları, kafamda oluşan tek şey şaşkınlık oluyor. Ötesi çıkmıyor benden. Üstelik bedellerini de biliyorum doğru olmanın... Yaşayarak gördüm hepsini... İnsanlar da çıkardım hayatımdan bu yüzden, karşıma 15 kişi aldığım da oldu, yalnız kalmayı tercih ettiğim bile oldu yeri geldiğinde, çünkü doğru olduğumu biliyordum hepsinin aksine... Vicdanımın rahatlığı beni ayakta tutuyordu belki de... Hadi benim vicdanım rahat, peki ya birşey yapmayanlar onca adaletsizliği görüp? Onlar gece nasıl yatıyorlar, hiç mi akıllarında geçmiyor gösterecekleri davranışın belki çığ gibi büyüyüp bazı şeyleri temelden değiştirebileceğini? Üstelik biz Türkler için bu konuda örnek alınabilecek bir Atatürk varken, tüm dünyaya karşı durmuş bir lider varken, bu umursamazlık neden, nasıl?
Anlamak zor, anlatmak daha zor aklımdan geçenleri... Yenik durumdayım hayatıma bazı noktalarda... Hayatın adaletsizliklerini yaşıyan konumundayım, ama vazgeçmeyeceğim ben doğru olmaktan. Herşeye gücüm yetmese de, gücüm yeten herşeyi değiştirmeye çalışacağım...
Bana katılmak istemez misiniz? Belki biz birlikte bir çığ yaratabiliriz bu dünyada...
Bir son daha çaldı kapıyı Usulca, belli bile etmeden geldiğini Yine göremedim tüm dikkatime rağmen, Yine hazırlayamadım kendimi Tutamadım gözyaşlarımı bu kez de Yenildim bir kez daha... Elimi sıkmadı bu ayrılık anında Dostça bir veda olamadı bu... Sadece havada sözler kaldı aramızda Yapılmış ama asla uygulanamayacak planlar bir de... Bu kez kimse bilmedi bu aşk oyununu Kapı çarpılana dek yüzüme... Sesi duyanlar da gelmedi zaten Saçılan parçaları toplamaya... Elimde kırık kalbimle Öylece kalakaldım yine Sıradaki sonu merak ederek...