İnsan bir şeyi deneyimledikten, bir hatayı yaptıktan sonra 2 tür reaksiyon veriyor bence: Ya ders çıkartıyor ve tekrarlamıyor, ya da alışmayı seçiyor. Ben sanırım alışan taraftanım. Hani biri gelip sorsa, nelerden ders çıkarttın hayatta kendine diye, bunca hayat tecrübesinin ders almamı sağlamak gibi bir etkisi bunca yıldır olmamış hiç. Hep alışmışım, hep kafamda aynı senaryoları kurgulayıp, aynı reaksiyonları sergilemişim. Değişiklikten korkmak değil bu, güvenli alan ya da kolaya kaçmak hiç değil, benim dışımda bir etkenin de işe karışıyor olduğunu düşünmek ve belki bu kez değişiklik yaratacağını ummak aslında. Çoğu zaman hayatını kendi kontrol ediyormuş hissi yaşayamamış bir insanın, böylesi hastalıklı bir şekilde, buna bel bağlaması çok acı olsa da, sanırım beklenebilecek bir sonuç.
Dördüncü kez oluyor sanırım, kalbi korkularla dolu genç bir kadın olarak, ne yapacağını bilmez halde duygularına teslimiyet ile mantığını dinleme karmaşası içindeyim. Yolum belli olmadığından değil aslında, düşünme süresi yapacaklarımı asla etkilemedi, etkileyemez de muhtemelen... Ama bir yandan umut doluyken içim bu kez o gücün devreye gireceğine dair, diğer taraftan bir korku yayılmış durumda beynime “Ya ömrümün sonuna dek bu döngüyü hiç kıramazsam?”. Benim kadar insansever birinin, arkadaş/dost bağlamında içine düştüğü yalnızlaşma, ya aşkta hiç tamamlanamamayı da dâhil tutarsa ömrüme?
Dert etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dert etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2013 Pazartesi
29 Aralık 2012 Cumartesi
Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi…
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri...
Cemal SÜREYA
7 Kasım 2012 Çarşamba
Bir Gün Anlarsın
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
*Bugün Ümit Yaşar Oğuzcan günü ilan etmiştim sabahtan, neden bilmem aklıma ilk bu şiirini okumak düşmüştü. Tekrar hatırladım neden sevdiğimi bu şairi... Beni bana anlatıyor adam resmen..
Etiketler:
Alıntı Şiirler,
Aşk,
Depresyon,
Dert,
Hayat,
İç Hesaplaşma,
Yalnızlık
5 Kasım 2012 Pazartesi
Çok Sevmek
Bizi kandıran o şarkılar, o mavi gece
O sıcaklığı beyaz ellerin, o ilk bakış
Sebepsizliğin sebep olduğu şafak vakti
O çok sevmek gecelerde o çaresiz aldanış.
Uzayan saçlar, alnında avuçlarımızın
İşte o, insanın bir yerde, aşka boyun eğmesi
Kırılmak, bölünmek, o hep bütünlenmek
O çok sevmek, tenin bir başka tene değmesi.
Yanmak mı o eski çağlarda yanmak
Kül olup savrulmak rüzgara karşı
İlk kesilmişliği mağrur ellerimizin
O çok sevmek, kanımızın o ilk akışı.
İşte pınarlar, testiler, ırmaklar, çeşmeler
Kanlı avuçlarla içmek aşkı kanmadan
O kıyılarımızdaki denizin ilk coşkunluğu
O çok sevmek büyütmek onu hep, orada o zaman
Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı
Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne
O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz
O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.
Öyle delicesine, öyle korkunç, öyle çılgın
O çok sevmek o yanardağ, o ateş, o yangın...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Deli Olmak İşten Değil
Düşüncem var, dağlar kadar
Deli olmak işten değil
Bende kış, alemde bahar
Deli olmak işten değil
İşiten yok, ağla bağır
Tanrı dilsiz, alem sağır
Düşünceler öyle ağır
Deli olmak işten değil
Arzu, o bitmeyen yarış
Kara toprak sona varış
Ömür dediğin bir karış
Deli olmak işten değil
Sonsuzluğa giden gemi
Sürükler de düşüncemi
Vehim sarar her gecemi
Deli olmak işten değil
Karanlık mal oldu bana
Gerçek hayal oldu bana
Dostlar! bir hal oldu bana
Deli olmak işten değil.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Etiketler:
Alıntı Şiirler,
Dert,
Düşünce,
Hayat,
Sorgulama
17 Ekim 2012 Çarşamba
Sarmak, Sarmalanmak, Sarılmak...
Sarılmak... Ne kadar basit bir kelime ama ne kadar büyük anlamlar taşıyor tıpkı eylemin kendisi gibi. Kimilerince o kadar da abartılmaması gereken bişey olsa da sarılmak, benim için karşımdakini önemsediğimin, ona güvendiğimin göstergesi ve güven benim için hayatımın en olmazsa olmazlarından. Bu yüzden çok sevdiğim biri sarılmayı çok sevdiğimden yakındığında beni ne kadar üzdüğünü bilmiyordu çünkü anlamadığı şey sarılmayı değil, ona sarılmayı sevdiğimdi. Kimilerine göre sarılma isteğinin altında yatan sebep anne karnındaki yumuşaklığa ve sıcaklığı duyulan özlem, kimilerine göre duyguların sessiz hoparlörü gibi bir özelliğe sahip olması, kimilerine göre ise stres topu görevi görmesi sarılmanın. Beni ilgilendiren tek neden verdiği güven hissiyatı sarılmanın. Güvendiğim ve sevdiğim kişiye sıkıca sarıldığımda, aynı güveni ve sevgiyi görüyorsam, huzur buluyor ruhum, yenileniyorum, dinleniyorum, toparlanıyorum bir nevi. Yanında huzur bulduğum insan sayısının bir elin parmaklarına ulaşmadığı zamanlarda, varlığından mutlu olduğum birine doyasıya sarılmanın nesi yanlış olabilir ki?
Gelip geçici insanlara gelip geçici heveslerle sarılmaktansa, sarıldığım tek bir kişiyi sonsuza dek bırakmamayı isterdim, tabi bırakılmamayı da. Başımı omzuna dayadığımda tattığım huzuru, sarıldığında bana göğsünde kalbinin sesini dinleyerek yaşadığım dinginliği, göğsüme yattığında onun da bana güvendiğini düşünüp hayata dair umutlarımı yeşerttiğim zamanları çok özledim.
Sarılmayı çok özledim.
O’na sarılmayı çok özledim.
O’nu çok ama çok özledim.
17.10.2012
Gelip geçici insanlara gelip geçici heveslerle sarılmaktansa, sarıldığım tek bir kişiyi sonsuza dek bırakmamayı isterdim, tabi bırakılmamayı da. Başımı omzuna dayadığımda tattığım huzuru, sarıldığında bana göğsünde kalbinin sesini dinleyerek yaşadığım dinginliği, göğsüme yattığında onun da bana güvendiğini düşünüp hayata dair umutlarımı yeşerttiğim zamanları çok özledim.
Sarılmayı çok özledim.
O’na sarılmayı çok özledim.
O’nu çok ama çok özledim.
17.10.2012
16 Haziran 2012 Cumartesi
Çorak
Buralar bize göre değil ey dost,
Biz çorak topraklara ait tohumlarız...
Kaderimiz yeşil bağların, bahçelerin,
Güllerin, çiçeklerin değil;
Kaktüslerin, suya özlemlerin
İçine hapsedilmiş...
Büyümek, yeşermek değil bize göre,
Aslolan çatlatmak bulunduğumuz yeri
Daha derinlemesine...
Ceyda Topuz
31.05.2012 01.15
Biz çorak topraklara ait tohumlarız...
Kaderimiz yeşil bağların, bahçelerin,
Güllerin, çiçeklerin değil;
Kaktüslerin, suya özlemlerin
İçine hapsedilmiş...
Büyümek, yeşermek değil bize göre,
Aslolan çatlatmak bulunduğumuz yeri
Daha derinlemesine...
Ceyda Topuz
31.05.2012 01.15
20 Haziran 2011 Pazartesi
Babalar gününe dair..
Birine kavramsal olarak boş olan bir kelimeyi, ifadeyi nasıl anlatırdınız deseydim dolu olabilecek kavramları kullanarak derdiniz herhalde. Ola ki dolu kavramların da içi boşsa karşınızdaki kişi için, o zaman vay halinize, işiniz çok zor...
Elbette benim de bir yerim var bu karışık mozaikte. Babalar gününe bir anlam yüklemiyorum yıllardır, boş benim için kavramsal olarak. Bildiklerimden yol bulmaya çalıştım ama bu sefer de aile, koruma, kollama kavramlarının içi boş kalmış, yine olmadı. Bi nevi boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı aslında...
Aile dediler, erkek dediler, kanbağı dediler. Dedem gibi mi dedim olmaz dediler; dayım gibi mi dedim, denememe izin verdiler ama hamurumuz tutmadı birbirimizi...
Hayatı öğretir dediler, sever, kollar dediler. Öğretmenim gibi dedim, çok sevdim, kendi canımdan çok belki, sürekli aradım sordum, sonra bir gün gitti. Nereye gittiğini söylemeden, gittiğini haber bile vermeden. Başkalarından öğrendim hatta.. Çok aradım ama ulaşamadım, o da yitti elimden...
Sonra gittim baba olmayı başarabilecek yapıda erkeklere bakındım çevremde, gördüm ki baba yapılı erkeklerle ise anlaşmam zormuş. Bu da elendi en "baba" listeden...
Her seferinde bıkmadan, usanmadan denedim, inanmaya çalıştım, ümit ettim; olmadı, yapamadım... Kimseyi varlığını hiç hissetmediğim babamın yerine koyamadım.İlk kez bugün babalar günü ile ilgili yazıları okudum bilgisyarın başında... Tabi ki benim gibilere hitap edebilecekleri seçtim özenle, mutluluktan uçanları, babalarıyla olan fotoğraflarını yazılarına koyanları değil... Özledim o varlığını bilmediğim duyguyu, baba sıcaklığı denilen durumu... Oysa herşey geçse de bu özlem, ben yaşadığım sürece benimle birlikte her an her yerde olmaya devam edecek...
Ben belki yine susacağım.. Bazısı yapmacık bir şekilde, bazısı da gerçekten candan bir şekilde babalar gününü kutlayacak insanların, belki kavga edecek biri babasıyla tam da o gün; ne farkeder ki, bir babaları olacak ve kıymetini asla yeterince bilemeyecekler. Anlamadıkları gibi, anlatmama da izin vermeyecekleri için, ben susacağım. Haykırışlarımı bastıracağım, ağzımdan dökülecek tek şey Kenan Doğulu'nun İsyan Bu Haykırış şarkısı olur belki:
*****
İsyan bu haykırış
Boşuna, seni bana getirmiyor ki yas
Allah'tan hiç korkmasam
Gelip sana sarılmaz mıydım?
İsyan bu haykırış
Boşuna, göz yaşlarım yetmez ki toprağına
Ağıtlarla, türkülerle
Anlatırım sevgimi sana...
*****
Elbette benim de bir yerim var bu karışık mozaikte. Babalar gününe bir anlam yüklemiyorum yıllardır, boş benim için kavramsal olarak. Bildiklerimden yol bulmaya çalıştım ama bu sefer de aile, koruma, kollama kavramlarının içi boş kalmış, yine olmadı. Bi nevi boşa koydum dolmadı, doluya koydum almadı aslında...
Aile dediler, erkek dediler, kanbağı dediler. Dedem gibi mi dedim olmaz dediler; dayım gibi mi dedim, denememe izin verdiler ama hamurumuz tutmadı birbirimizi...
Hayatı öğretir dediler, sever, kollar dediler. Öğretmenim gibi dedim, çok sevdim, kendi canımdan çok belki, sürekli aradım sordum, sonra bir gün gitti. Nereye gittiğini söylemeden, gittiğini haber bile vermeden. Başkalarından öğrendim hatta.. Çok aradım ama ulaşamadım, o da yitti elimden...
Sonra gittim baba olmayı başarabilecek yapıda erkeklere bakındım çevremde, gördüm ki baba yapılı erkeklerle ise anlaşmam zormuş. Bu da elendi en "baba" listeden...
Her seferinde bıkmadan, usanmadan denedim, inanmaya çalıştım, ümit ettim; olmadı, yapamadım... Kimseyi varlığını hiç hissetmediğim babamın yerine koyamadım.İlk kez bugün babalar günü ile ilgili yazıları okudum bilgisyarın başında... Tabi ki benim gibilere hitap edebilecekleri seçtim özenle, mutluluktan uçanları, babalarıyla olan fotoğraflarını yazılarına koyanları değil... Özledim o varlığını bilmediğim duyguyu, baba sıcaklığı denilen durumu... Oysa herşey geçse de bu özlem, ben yaşadığım sürece benimle birlikte her an her yerde olmaya devam edecek...
Ben belki yine susacağım.. Bazısı yapmacık bir şekilde, bazısı da gerçekten candan bir şekilde babalar gününü kutlayacak insanların, belki kavga edecek biri babasıyla tam da o gün; ne farkeder ki, bir babaları olacak ve kıymetini asla yeterince bilemeyecekler. Anlamadıkları gibi, anlatmama da izin vermeyecekleri için, ben susacağım. Haykırışlarımı bastıracağım, ağzımdan dökülecek tek şey Kenan Doğulu'nun İsyan Bu Haykırış şarkısı olur belki:
*****
İsyan bu haykırış
Boşuna, seni bana getirmiyor ki yas
Allah'tan hiç korkmasam
Gelip sana sarılmaz mıydım?
İsyan bu haykırış
Boşuna, göz yaşlarım yetmez ki toprağına
Ağıtlarla, türkülerle
Anlatırım sevgimi sana...
*****
23 Aralık 2010 Perşembe
Endişeler, sıkıntılar....
Sustuklarım büyüdü içimde, biliyorum. Farkındayım yaptığım herşeyin.. Meyvesini topluyorum farkındalığımın yavaş yavaş.. Zaten düzgün gitmeyen hayatımı bir de kendi ellerimle çöktürüyorum.. Kazandığım gibi başarılı bir şekilde kaybediyorum da aynı zamanda.. Farklı şeyler denemeyi delice isterken her an cesaretim kırılıyor inatlaşır gibi benimle..
Kariyerimle ilgili şüphelerim gün geçtikçe artıyor.. Bu zamana kadar bu bölümün bana uygun olduğunu nasıl düşünmeye devam etmişim diyorum..
İstanbul ve mezuniyetin yaklaşması her geçen gün üstüme geliyor. İş bulamama korkuları, yurtla ilişiğim kesilince bu kez ne yapabileceğimin endişesi, hatta okulu bitirememe korkusu, çevremde kalıcığı olan insanların bana uzaklığının yarattığı, duygusal yalnızlığım, vs...
Yoruyor bu hayat beni ısrarla.. Farklı zaman dilimlerinde aynı korkuları yaşamaya alışmıştım fakat bu sefer hepsi aynı zamana denk geldi.. Sanırım haftalardır içimi sıkan da bu.. Gülmeye çalışıyorum, eh başarıyorum da biraz doğrusu, ama içimdeki sıkıntıyı göstermemek -ya da az göstermek- dışında bir etkisi de olmuyor ne yazık ki.. Birikiyor aklımda onlarca şey, yanlış yerde yanlış zamanda yanlış kişilere patlamaktan korkarak bir günü daha atlattığımı düşünüyorum...
Kariyerimle ilgili şüphelerim gün geçtikçe artıyor.. Bu zamana kadar bu bölümün bana uygun olduğunu nasıl düşünmeye devam etmişim diyorum..
İstanbul ve mezuniyetin yaklaşması her geçen gün üstüme geliyor. İş bulamama korkuları, yurtla ilişiğim kesilince bu kez ne yapabileceğimin endişesi, hatta okulu bitirememe korkusu, çevremde kalıcığı olan insanların bana uzaklığının yarattığı, duygusal yalnızlığım, vs...
Yoruyor bu hayat beni ısrarla.. Farklı zaman dilimlerinde aynı korkuları yaşamaya alışmıştım fakat bu sefer hepsi aynı zamana denk geldi.. Sanırım haftalardır içimi sıkan da bu.. Gülmeye çalışıyorum, eh başarıyorum da biraz doğrusu, ama içimdeki sıkıntıyı göstermemek -ya da az göstermek- dışında bir etkisi de olmuyor ne yazık ki.. Birikiyor aklımda onlarca şey, yanlış yerde yanlış zamanda yanlış kişilere patlamaktan korkarak bir günü daha atlattığımı düşünüyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)