7 Haziran 2010 Pazartesi

Çığ Yaratmak

Hayatta en çok ne rahatsız eder sizi? Beni en çok rahatsız eden şey, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bazı şeyleri asla değiştiremeyeceğim gerçeğidir... Seçimlerimizin oluşturduğunu iddia ettiğimiz hayatımızda aslında öyle az değişken var ki bizim dokunabildiğimiz, korkutuyor bazen bu beni. Kader diyen insanlara rağmen hep seçimlerimizi savunsam da, bazen gördüklerim, yaşadıklarım, sahip olduklarım ve olamadıklarım beni bu düşünceye itiyor sessizce... Kendimi yenik hissediyorum hayatımda. Oysa ben kazanmayı, egemen olmayı, hatta işin doğrusu gücü, kontrolü seven bir insanım. Sebep ne olursa olsun hiç bir yenilgi karşısında sessiz durmamak gibi de lanet bir huyum var işte bunların yanında beni zorlayan... Hatta bazen sırf benim değil başkalarının yenilgilerinde bile, genelde haksız bir yenilgiyse, isyan eden ben oluyorum...

İnsanların adaletsizliğinden önce yaşamın adaletsizliğini sorguluyorum. Bu adaletsizliklere susmak için uydurulan kılıflardan sıkılıyorum, "gün gelir devran döner", "eden bulur" gibi atasözlerinin arkasına sığınan insanların güçsüzlüğüne acıyorum. Hele ki "bu dünyada olmasa da diğer dünyada cezasını çeker"ciler... Elim ayağım kesiliyor bunları duydukça. Sen işin içine girip, çıkarını feda edip tek kelime etsen ölür müsün be adam! Sen bu dünyaya insanların getirebileceği adaleti sağlamak için gerçek bir çaba göstersen! Ondan sonra hak ediyorsan elbet sen de alırsın hakkını bu onurlu davranışının... Belki "diğer taraf"ta çok ederi yoktur ama insanların gözünde bir değer katarsın kendine. Bir insan hakkında "suya sabuna bulaşmaz, kafa, iyi adamdır" denmesi mi yoksa "haklının yanındadır, dürüst, iyi adamdır" denmesi mi daha  hoş gelir kulağına? Ben 2.yi tercih ederim, sizin de onu tercih edeceğinize eminim, fakat tercihlerimiz için bile bu kadar umursamaz olmamızın sebebi ne?? Biz bunu gerçekten isteyerek mi tercih ediyoruz, yoksa bazı sosyal şartlar mı bize bunu seçmemizi söylüyor?

Anlamaya çalışıyorum tercihler yapıp, birşeyler isteyip buna rağmen hiç çaba göstermeyen insanları, kafamda oluşan tek şey şaşkınlık oluyor. Ötesi çıkmıyor benden. Üstelik bedellerini de biliyorum doğru olmanın... Yaşayarak gördüm hepsini... İnsanlar da çıkardım hayatımdan bu yüzden, karşıma 15 kişi aldığım da oldu, yalnız kalmayı tercih ettiğim bile oldu yeri geldiğinde, çünkü doğru olduğumu biliyordum hepsinin aksine... Vicdanımın rahatlığı beni ayakta tutuyordu belki de... Hadi benim vicdanım rahat, peki ya birşey yapmayanlar onca adaletsizliği görüp? Onlar gece nasıl yatıyorlar, hiç mi akıllarında geçmiyor gösterecekleri davranışın belki çığ gibi büyüyüp bazı şeyleri temelden değiştirebileceğini? Üstelik biz Türkler için bu konuda örnek alınabilecek bir Atatürk varken, tüm dünyaya karşı durmuş bir lider varken, bu umursamazlık neden, nasıl?

Anlamak zor, anlatmak daha zor aklımdan geçenleri... Yenik durumdayım hayatıma bazı noktalarda... Hayatın adaletsizliklerini yaşıyan konumundayım, ama vazgeçmeyeceğim ben doğru olmaktan. Herşeye gücüm yetmese de, gücüm yeten herşeyi değiştirmeye çalışacağım...

Bana katılmak istemez misiniz? Belki biz birlikte bir çığ yaratabiliriz bu dünyada...

18 Mayıs 2010 Salı

Seni İstiyorum

Soğuk iliklerime işlerken bu gece
Aklımda yine senin hayalin vardı
Serin tenime dokunuşun,
Dokunduğun her yeri yakıp yıkışın...

Bana bir şeyler olduğunu iddia ediyor insanlar
Beni bu hayallerimden uyandırırken...
Ne yaptı ki diyorum içimden,
Beni aşkla tanıştırmaktan başka...
Sadece âşıkların anlayabileceği bir minnet bu,
Biliyorum ve sessizliğime gömülüyorum...
Gecenin beni sarmasına izin veriyorum sen yoksun diye,
Yokluğun içimde geceden daha karanlık çünkü...
Sonlu yaşamımın sonsuz hayallerini kuruyorum
Gerçekleşmeyeceğini bile bile...

Çoğu kez cümlelerimin içindesin,
Ağzımdan çoğu çıkamasa da...
Bağımlı bir yaşamın ilk adımındayım belki de,
Şu an için telefona,
İleride ise sana belki de, kim bilir?
Boşa atmaktan bıkkın olan şu kalbime,
Bir amaç vermeyi istiyorum,
Seni istiyorum.

13.06.2009

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Son...

Bir son daha çaldı kapıyı
Usulca, belli bile etmeden geldiğini
Yine göremedim tüm dikkatime rağmen,
Yine hazırlayamadım kendimi
Tutamadım gözyaşlarımı bu kez de
Yenildim bir kez daha...
Elimi sıkmadı bu ayrılık anında
Dostça bir veda olamadı bu...
Sadece havada sözler kaldı aramızda
Yapılmış ama asla uygulanamayacak planlar bir de...
Bu kez kimse bilmedi bu aşk oyununu
Kapı çarpılana dek yüzüme...
Sesi duyanlar da gelmedi zaten
Saçılan parçaları toplamaya...
Elimde kırık kalbimle
Öylece kalakaldım yine
Sıradaki sonu merak ederek...

22.12.2009

31 Temmuz 2009 Cuma

Sürgün Gemisi


Okyanusta kaybolmuş bir gemiydim
Benden ışığını esirgemeyen deniz feneri oldun.
Sana geldim limanım olman umuduyla,
Kucak açtın bana, sardın, sarmaladın.
Sevindim liman değil de ev buldum sanıp…
Çok sürmedi, yanıldığımı gösterdin.
Bana eşlik eden güzeller güzeli bir yata yer açmak için
Harcadın beni.

Zorla girmeye çalıştım evim sandığım yere,
Kapıların suratıma çarpıldığını göremedim.
Oysa o yat gezgindi,
Sen bilmiyordun.
Liman aramıyordu ki!
Neden açtın kapılarını?
O sadece ben geçerken uğramıştı sana…
Niye anlamadın ki onu?
Ev isteyen de,
Güvertesi buz tutmuş olan da,
Motoru çalıştıracak sıcaklığı bulamayan da,
O limandan bu limana
O güzel yatlar yüzünden
Her daim sürgün yiyen de
Hep benim.

Ne sen anladın bunu,
Ne de diğer tüm limanlar.
Yine sürgün yiyip gideceğim şimdi
Gözümü, yeni limanlar gösterecek yeni fenerlere dikip…

26.03.2009

İlk yazım...

Merhabalar,
Nasıl bir giriş yapacağıma dair uzunca bir süre kafa yorup da, bodoslama dalmaya karar vermiş olmam pek mantıklı gelmese de uygulayacağım... Neden blog yazmaya giriştiğimi ben bile tam olarak anlayamazken, açıklamaya kalkışmak saçma bir durum oluştururdu çünkü... Konuşmak istedim bol bol, yapamadım, yazdım söyleyeceklerimi aylardır, şimdi bunları paylaşma zamanı...
Vakit ayırıp okuyanlara teşekkürü borç bilirim...
Ceyda Topuz