Bakmak aramak, görmek ise bulmak gibidir çoğu zaman. Gördükleriniz, bakışlarınızın seçtiği gerçekliklerden bilincinize atabildiklerinizdir. Bazen tek bir kelimedir aradığınız yüzlerce kelimelik metinlerin içerisinde ve görürsünüz de kelimenizi ama başını sonunu bilinçle görmeden, yalnızca bakarak. Cımbızlamanızı sağlar bir nevi, işinize yarayacağını sandığınızı şeylere bakmak. Gördükleriniz hep daha azdır baktıklarınızdan, ama hiç mi hiç takılmazsınız buna, sallar geçersiniz..
Aradığınızı bulmak için, günlerce haftalarca didik didik edersiniz, incik cincik edersiniz aradığınız yerleri... Gördüğünüz bazen bir seraptır, ama kimse ilk bakışta serabı tanıyamaz ya, siz de tanıyamazsınız. Doğru olduğuna inanıp inanmama kararsızlığı yaşarsınız... Biraz şekli bozulmuş bir cismi, kendi kafanıza göre yontarsınız, o çılgınca bulma telaşıyla. Yıkıp, dökersiniz ortalığı, bilerek ve isteyerek. Rutine bağlasa bile aramanız, sizin için o tek seferlik, tek bir eylem oluverir, günler boyunca ısrarla aradım demek yerine aradım dersiniz sanki tüm o günleri yok sayarcasına. Siz ister sayın, ister saymayın, bir an açıp baktım, gördüm ve kapattım bile deseniz, geçen takvim yaprakları gerçektir, sizin diliniz söylemeye varmasa da, her gününüzü o şeyleri aramakla geçirdiğiniz gerçeği değişmez.
Bulduğunuzda bile sonu gelmez, rutininiz olmuştur artık. Çok bakmış, gördüğünüzü sanmış, ama asla gerçekliğe ulaşamamışsınızdır, tıpkı Titanic buzdağına çarpmadan önce nasıl gerçek boyutu görülmemiş, sadece sezilmişse, yarattığınız dağınıklığın su yüzündeki kısmı işte öyle yanıltıcıdır. Ya denizin dibini boylarsınız ve ölüme mahkum edersiniz birçok masumu göremedikleriniz, doğru bakamadıklarınız yüzünden; ya da şanslı bir şekilde sağ çıkarsınız bu arbededen, ama yitik, mahzun, boynu bükük...
Gerçekçi olmayı bilmek lazım işte böyle bişeylere bakarken. Hayatın bir film şeridi gibi gözünün önünden çıkarken de bakmak değil, görmelisiniz hatalarınızı siz de. Sadece görmek yetmek, kendinize ve çevrenize karşı dürüst olup yeri geldiğinde hatalarınız için özür dilemelisiniz bir de. Ben daha film şeridimi görmedim ama hatalarımı görmeye başladım yalnızca bakmanın ötesine geçebilip, çoğunu da itiraf ettim kendime. İnsanlara? Doğru yer ve doğru zamanı bekliyorum genelde. Aylar süren bir küslüğe son verdim mesela daha iki gün önce, eski bir dostla kucaklaştım doyasıya. Gaza gelip de 4 senelik dostluğa sırt çevirmiş olmanın acısı hiç dinmemişken, bu sarılış iyi geldi. Konuşabileceğim, dinlenebileceğim ve yaptıklarım, düşündüklerim için eleştirilmeyeceğim bir dostun dönüşüne şenlikler yarattım kafamda, yarın bir kahveyle kutlamalar gerçeğe dönecek. Dostluğa ara vermişiz gibi düşün dedi dönüş cümlesi olarak, böyle bir barışma cümlesine nasıl hayır denebilir ki, hele ki böylesi ihtiyaç anında...
8 Kasım 2012 Perşembe
7 Kasım 2012 Çarşamba
Bir Gün Anlarsın
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
*Bugün Ümit Yaşar Oğuzcan günü ilan etmiştim sabahtan, neden bilmem aklıma ilk bu şiirini okumak düşmüştü. Tekrar hatırladım neden sevdiğimi bu şairi... Beni bana anlatıyor adam resmen..
Etiketler:
Alıntı Şiirler,
Aşk,
Depresyon,
Dert,
Hayat,
İç Hesaplaşma,
Yalnızlık
5 Kasım 2012 Pazartesi
Çok Sevmek
Bizi kandıran o şarkılar, o mavi gece
O sıcaklığı beyaz ellerin, o ilk bakış
Sebepsizliğin sebep olduğu şafak vakti
O çok sevmek gecelerde o çaresiz aldanış.
Uzayan saçlar, alnında avuçlarımızın
İşte o, insanın bir yerde, aşka boyun eğmesi
Kırılmak, bölünmek, o hep bütünlenmek
O çok sevmek, tenin bir başka tene değmesi.
Yanmak mı o eski çağlarda yanmak
Kül olup savrulmak rüzgara karşı
İlk kesilmişliği mağrur ellerimizin
O çok sevmek, kanımızın o ilk akışı.
İşte pınarlar, testiler, ırmaklar, çeşmeler
Kanlı avuçlarla içmek aşkı kanmadan
O kıyılarımızdaki denizin ilk coşkunluğu
O çok sevmek büyütmek onu hep, orada o zaman
Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı
Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne
O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz
O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.
Öyle delicesine, öyle korkunç, öyle çılgın
O çok sevmek o yanardağ, o ateş, o yangın...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Deli Olmak İşten Değil
Düşüncem var, dağlar kadar
Deli olmak işten değil
Bende kış, alemde bahar
Deli olmak işten değil
İşiten yok, ağla bağır
Tanrı dilsiz, alem sağır
Düşünceler öyle ağır
Deli olmak işten değil
Arzu, o bitmeyen yarış
Kara toprak sona varış
Ömür dediğin bir karış
Deli olmak işten değil
Sonsuzluğa giden gemi
Sürükler de düşüncemi
Vehim sarar her gecemi
Deli olmak işten değil
Karanlık mal oldu bana
Gerçek hayal oldu bana
Dostlar! bir hal oldu bana
Deli olmak işten değil.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Etiketler:
Alıntı Şiirler,
Dert,
Düşünce,
Hayat,
Sorgulama
4 Kasım 2012 Pazar
Hayatı Iskalama Lüksün Yok - Mehmet Coşkundeniz
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak” yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…
MEHMET COŞKUNDENİZ
24 Ekim 2012 Çarşamba
Ben Seni Sevdim Mi?
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni
Ümit Yaşar OĞUZCAN
17 Ekim 2012 Çarşamba
Sarmak, Sarmalanmak, Sarılmak...
Sarılmak... Ne kadar basit bir kelime ama ne kadar büyük anlamlar taşıyor tıpkı eylemin kendisi gibi. Kimilerince o kadar da abartılmaması gereken bişey olsa da sarılmak, benim için karşımdakini önemsediğimin, ona güvendiğimin göstergesi ve güven benim için hayatımın en olmazsa olmazlarından. Bu yüzden çok sevdiğim biri sarılmayı çok sevdiğimden yakındığında beni ne kadar üzdüğünü bilmiyordu çünkü anlamadığı şey sarılmayı değil, ona sarılmayı sevdiğimdi. Kimilerine göre sarılma isteğinin altında yatan sebep anne karnındaki yumuşaklığa ve sıcaklığı duyulan özlem, kimilerine göre duyguların sessiz hoparlörü gibi bir özelliğe sahip olması, kimilerine göre ise stres topu görevi görmesi sarılmanın. Beni ilgilendiren tek neden verdiği güven hissiyatı sarılmanın. Güvendiğim ve sevdiğim kişiye sıkıca sarıldığımda, aynı güveni ve sevgiyi görüyorsam, huzur buluyor ruhum, yenileniyorum, dinleniyorum, toparlanıyorum bir nevi. Yanında huzur bulduğum insan sayısının bir elin parmaklarına ulaşmadığı zamanlarda, varlığından mutlu olduğum birine doyasıya sarılmanın nesi yanlış olabilir ki?
Gelip geçici insanlara gelip geçici heveslerle sarılmaktansa, sarıldığım tek bir kişiyi sonsuza dek bırakmamayı isterdim, tabi bırakılmamayı da. Başımı omzuna dayadığımda tattığım huzuru, sarıldığında bana göğsünde kalbinin sesini dinleyerek yaşadığım dinginliği, göğsüme yattığında onun da bana güvendiğini düşünüp hayata dair umutlarımı yeşerttiğim zamanları çok özledim.
Sarılmayı çok özledim.
O’na sarılmayı çok özledim.
O’nu çok ama çok özledim.
17.10.2012
Gelip geçici insanlara gelip geçici heveslerle sarılmaktansa, sarıldığım tek bir kişiyi sonsuza dek bırakmamayı isterdim, tabi bırakılmamayı da. Başımı omzuna dayadığımda tattığım huzuru, sarıldığında bana göğsünde kalbinin sesini dinleyerek yaşadığım dinginliği, göğsüme yattığında onun da bana güvendiğini düşünüp hayata dair umutlarımı yeşerttiğim zamanları çok özledim.
Sarılmayı çok özledim.
O’na sarılmayı çok özledim.
O’nu çok ama çok özledim.
17.10.2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)